![]() Posted by Emre Metilli in on 1st 10 2026
7. Uluslararası Geleneksel Okçuluk Turnuvası “Historical Park”Bulgaristan’da düzenlenen “7. Uluslararası Geleneksel Okçuluk Turnuvasına” Tirendâz’dan Hilâl Can ve Furkan Fidan katıldı. Arkadaşlarımızın yarışma izlenimlerini içeren yazı ise Furkan Fidan tarafından kaleme alındı. Furkan FİDAN 7. Uluslararası Geleneksel Okçuluk Turnuvası “Historical Park” 18–20 Eylül 2026 tarihlerinde Bulgaristan’ın Varna şehrinde yedincisi düzenlenen Uluslararası Geleneksel Okçuluk Turnuvası’na (VII. International Traditional Archery Tournament) katılmak amacıyla gerçekleştirdiğimiz seyahatimizin ilk gününü Neofit Rilski’deki Historical Park ve Festival Zone alanlarında, son gününü ise Burgaz’da geçirdik. Bu yazı, yarışma süresince ve sonrasında Varna, Neofit Rilski, ve Burgaz’daki gözlemlerimizi ve edindiğimiz izlenimleri, yarışmayla ilgili teknik detayları, kurulan dostlukları ve ortak tarihimizin bıraktığı izleri paylaşmak amacıyla kaleme alınmıştır. Historical Park / Neofit Rilski / Varna Hilâl Can ile birlikte sabah saat 05.30’da İstanbul’dan yola çıktık. Trakya yollarının sakinliğinde ilerleyip saat 08.30 civarında Hamzabeyli Sınır Kapısı’na ulaştık. Gümrük işlemlerimizi tamamlayıp sınırı geçtikten sonra Bulgaristan topraklarında ilk durağımız Sungurlar köyü oldu. Burada güzel bir yemek molası verdik. Yolda yürürken kendi aramızda Türkçe konuştuğumuzu duyup bize selam veren ve samimi sohbetiyle bizi ağırlayan Zeliha Hanım ile tanışmak yolculuğumuzun ilk güzel sürpriziydi. Sungurlar köyü sakini Zeliha Hanım Sungurlar köyü/Burgaz Sungurlar’daki güzel molanın ardından Varna yakınlarındaki Neofit Rilski köyünde bulunan Historical Park’a ulaştık. Beş yüz dönüm üzerine kurulu olan Historical Park; Kalkolitik ve Neolitik Çağlardan başlayıp Traklar, Roma, Birinci ve İkinci Bulgar Krallıklarına uzanan beş ana medeniyet çağının mimarisinden örnekler ve hattâ görkemli surlarıyla temsîli ortaçağ kalesini barındıran, alanında dünyanın en büyük kültür-tarih parklarından biriydi. Tarihin ve coğrafyanın yollarını aşarak böyle bir atmosfere gelmek, insana sadece bir spor müsabakasına gidiyormuş hissi vermiyordu. Rumeli, kaybedilmiş ama ruhu, mimarisi ve hüznü hâlâ bu topraklarda yaşayan bir hafızaydı bizim için. Aynı topraklarda ellerimizde yaylarımızla bulunmak, ayrı bir mânâ taşıyordu bizim için. Yolun yorgunluğunu kısa bir dinlenmeyle üzerimizden attık. Otelimiz yarışma alanına sadece on dakikalık mesafedeydi. Alana geçip kayıtlarımızı yaptırırken devasa bir uluslararası organizasyonun parçası olduğumuzu anladık. Bulgaristan, Slovakya, Polonya, Moldova, Romanya, Macaristan, İspanya, Güney Kore, Yunanistan, Almanya, Hindistan, Ukrayna, ABD, Kuzey Makedonya ve Türkiye olmak üzere 15 farklı ülkeden 200’ün üzerinde sporcu Neofit Rilski’de bir araya gelmişti. Historical Park kayıt alanı Uluslararası organizasyonların en güzel geleneklerinden biri olan okçular arası hediyeleşme kültürü burada da tüm sıcaklığıyla yaşanıyordu. Macaristan’dan Haki’nin hediye ettiği kolye, Slovakya’dan Thomas’ın verdiği muhteşem rozet ve İspanya’dan Maria’dan gelen harika peç bu kültürün unutulmaz nişâneleri oldu. Alanda muazzam bir teknik çeşitlilik de hâkimdi. Kimi okçular geleneksel başparmak çekişini tercih ederken, kimileri üç parmak tekniklerini sergiliyordu. Ekipman bazında ise Tatar yaylarının hakimiyeti göze çarpıyordu. Sporcular arasındaki çoğu kişiyle yaptığımız sohbet ve röportajlarda, genel olarak 33 ilâ 38 libre çekiş kuvvetindeki yayların tercih edildiğini gördük. Katılımcılar her bir okunu özenle numaralandırmış, DMK (Denge Merkezindeki Kayma), yayın kuvvetine göre ağırlıkları ve toplam ağırlık gibi teknik verileri ok gövdelerinin üzerine titizlikle yazmışlardı. Tarihi kostüm seçimine büyük özen gösterilmişti ancak atış formunu bozacak takı ve kolye gibi abartılı unsurlardan da kaçınılmıştı. Bu çok sıcak dostluk ortamını tamamlayan ve taçlandıran Bulgaristan’daki soydaşlarımızın varlığıydı. Bulgaristan’da yaşayan soydaşlarımızdan Ayşe, Taner, Cüneyt ve Berkan ise gösterdikleri yakınlıkla bize kendimizi öz vatanımızda hissettirdiler. Organizasyonun operasyonel detayları da gerçekten çok iyiydi. Atışlar esnasında kaybolan okların gün sonunda görevli ekip tarafından tek tek bulunup kayıt alanındaki odaya bırakılması son derece ince düşünülmüş bir jestti. Her hedef istasyonuna bir hakem görevlendirilmiş ve bir su sebilinin koyulmuş olması sayesinde sıcak havada susuz kalmadan atışlarımızı yapabildik. Sabah 09.30 gibi başlayan atış seansları saat 13.00 civarında yerini öğle yemeğine bırakıyordu. Menünün son derece özenli, karbonhidrat ve protein bakımından zengin, sporcu ihtiyacına tam karşılık veren yemeklerden oluşmuş olduğunu da söylemek gerekir. Turnuvanın ilk günü geleneksel okçuluğun en çekişmeli disiplinlerinden biri olan menzil okçuluğuyla başladı. Sahadaki değişken rüzgârı okuyarak atılan oklarla ilk günün heyecanını tamamladık. Günün sonunda organizasyon sorumlusu Sevgili Boyan Petkov bizlere unutulmaz bir gece yaşattı. Bulgaristan milli halk dansları, Sevgili Boyan’ın kendi söylediği şarkılar ve büyüleyici ateş dansları ilk günün tüm yorgunluğunu unutturdu. Yarışmacılar Historical Park ve Festival Zone olmak üzere iki farklı parkur alanında mücadele etti. Üçüncü gün bittiğinde iki gün süren yarışmada toplam 24 hedefe ok atılmıştı. Historical Park bölgesindeki hedeflerin parkın içindeki ortaçağı simgeleyen kalesinin basamaklarından, içerideki yapay gölün üstündeki bir sandaldan atış yapmayı gerektiren sıradışı düzenlemeler sunarken; hareketli mekanizmalar vasıtasıyla dönen hedefler, okçuları yatara atış yapmaya mecbur bırakan istasyonlar ve 3-B hayvan hedeflerinden oluşan zengin bir çeşitlilik sergiliyordu. İkinci günün akşamında ise tüm sporcuların katılımıyla unutulmaz bir kapanış seremonisi gerçekleştirildi. Festival Zone bölgesindeki hedeflerde ise kalkan hedefi, 165 metre İngiliz bayrak hedefi, 145 metre Kore hedefi, 90 metre Macar hedefi, 60 metre puta, Tibet hedefi ve silindir hedefler vardı. Yarışmanın üçüncü gününde yapılan ödül töreni ve kapanış töreni büyük bir coşkuyla geçti. Herkes hatıra fotoğrafları çektirerek anılarını ölümsüzleştirdi. Turnuvanın en heyecanlı anlarından biri de zeminde yan yana dizili silindir bloklardan oluşan ve rüzgâr hesabını en üst seviyede gerektiren 90 metre uzaklıktaki Moğol hedefinde (Mongolian target) yapılan yarışmaydı. 16 gruptan toplam 80 usta okçunun kıyasıya mücadele ettiği bu zorlu kategoride 3.’lük derecesini elde ederek emeğimizin karşılığını aldık. Yarışmanın ardından dönüş yolunda Burgaz’a uğradık. Şehrin tarihî dokusunu hissettiren Burgaz Tarih Müzesi’ni ve heybetli Aziz Kiril ve Metodi Kilisesi’ni ziyaret ederek seyahatimize kültür dolu bir final kattık. Yurda dönüşümüzü ise Dereköy Sınır Kapısı üzerinden gerçekleştirdik. Rumeli’nin rüzgârını arkamıza alıp İstanbul’a doğru ilerlerken heybemizde bir yarışmanın daha tecrübesi, unutulmaz dostluklar, hediye edilen hatıra objeler ve ecdadın iz bıraktığı topraklarda ok atmanın verdiği tarif edilmez haz vardı. ![]() |