Karaman’ da Gösteri Nisan 2012




Yazan: Akın Öğretici

14.04.2012 Cumartesi

Karaman gösterisi maceramız, yağmurlu bir İstanbul Cumartesi günü, Maltepe’de başladı. Karaman Valiliğinden bizi ve eşyamızı almak üzere gönderilen minibüsü tıka basa doldurduktan sonra, hem 8 kişilik yolculuk grubumuzun son üyesini beklemek, hem de midelerimizi uzun ve yorucu bir yolculuğa hazırlamak için güzel bir yemek yiyoruz. Yağmurdan sırıl sıklam olmuş son yolcumuzun gelmesiyle, muhabbeti ve eğlencesi bol bir Karaman yolculuğu için minibüsümüz Maltepe stadından ayrılıyor. Sağolsunlar, her iki şöförümüz de yol üzerindeki mola noktalarımızı, tecrübelerine dayanarak gayet iyi seçmişler, sayelerinde uzun olsa da çok da yorucu olmayan, keyifli bir yolculuk geçiriyoruz.

** Günün dersi: İstanbul’da havanın sağı solu belli olmuyor, şemsiye bulundurmak şart. :))

15.04.2012 Pazar

Gece saat 3 sularında Karaman Öğretmen evine vardık ve 3 gün boyunca burada İl Kültür Müdürlüğünce ağırlandık.  Bol muhabbetli geçen yolculuğumuzda unuttuğumuz tek şey, odalarımıza yerleştiğimizde akıllarımıza gelmişti: Uyku! Böylece kendimizi uykunun şefkatli kollarına bırakıp, birkaç saat sonra doğacak olan gün için az da olsa dinlenmeye çalıştık.

Sabah 10 gibi kalktığımızda aslında grubumuzdan kimsenin kahvaltı saatini dikkate almadığını ve kahvaltının çoktan kaldırıldığını farkettik, ancak öğretmen evi çalışanları büyük bir misafirperverlik göstererek, biz miskinlere tekrar kahvaltı hazırladılar. Kahvaltı sırasında, henüz kendisini tanımadığımız, sadece Murat hocamızın kendisi için yağdırdığı övgüleri bildiğimiz, çok değerli Osman Gözel hocamızla tanışma mutluluğunu yaşadık. Kahvaltı sonrası, Osman hocamızın kendi imkanları sayesinde ayarladığı minibüsle günlük gezimize başladık.

Karaman bir bozkır kenti olmasına rağmen, tarih boyunca jeostratejik önemini hiç yitirmemiş, dolayısıyla da zengin bir kültürel altyapıya sahip. Burada yaşamış kültürlerin en önemlileri ise özellikle Selçuklu ve onun devamında ortaya çıkan meşhur Karamanoğlu beyliği. Karaman ve Karamanoğlu beyliğinin önemi ve değeri, Osmanlı egemen tarih yazıcılığının gölgesinde kalmış olsa da, Selçuklu’nun kültürel mirasına ve Türkçe’ye sahip çıkan bu beyliğin değerini kendi halkı iyi biliyor. Şehre girdiğinizde sizi, elinde “her yerde Türkçe konuşulmasını buyuran” ferman ile Karamanoğlu Mehmet Bey karşılıyor. Yunus Emre ve Mevlana gibi gönül insanlarının tekke ve medreseleri, şehrin her köşesinde karşınıza çıkıyor. Sadece tekke ve medreselerin bolluğu bile, zamanında Karaman’ın ne kadar önemli bir ilim ve dùşünce yuvası olduğunu gösteriyor. Yunus Emre’nin eğitim gördüğü (hatta piştiği) ve defnedildiği tekkeyi, ardından da Mevlana’nın Konya’ya gitmeden önce eğitim gördüğü, ailesi ve çelebilerden birçok kişinin mezarının bulunduğu Aktekke’yi de gördükten sonra şehir merkezinden uzaklaşmaya başlıyoruz.

Gittiğimiz yer Torosların üzerinde, Karaman Mersin arasında Alahan adında bir manastır, ancak bu kompleks yaklaşık 1500 metre yükseklikte inşa edilmiş ve Torosların güneyinde nefes kesici bir manzarası var. Osman hoca, burada bulunan ve yenebilecek türde olan bazı otlardan denememizi tavsiye ediyor, ve birçoğumuzun, hayatlarında ilk kez karşılaştığı, bu beklenmedik lezzetleri tadıyoruz. Tabii ki aramızda daha da farklı tatlar denemeye hevesli arkadaşlarımız da var ve etraf kuzuklağına benzeyen ancak tahminen zehirli olan otlarla dolu. Özetle arkadaşımız bu tecrübeyi sadece peltekleşen bir dil ve bizi eğlendiren konuşmalarıyla sağ salim atlatıyor.

Akşam yemeğinin ardından Osman Gözel hocamızın ve arkadaşının ziyaretiyle, öğretmen evinin lobisinde gece geç saate kadar ney,hat ve tabii ki bol bol okçuluk konuşuyoruz ve tadına doyamadığımız ilk Karaman gününe veda ediyoruz.

** Günün dersi: Kuzukulağına benzeyen her ot, kuzukulağı olmayabilir. :)

15.04.2012 Pazartesi

Zamanında yediğimiz bir kahvaltıyla güne zinde başlıyoruz. Kahvaltıda alınan şekerin beyine ulaşmasıyla, ertesi gün yapılacak olan gösteriye dair hazırlık yapılması gerektiği hatırlanıyor ve Karaman kalesine yol alınıyor. Plana göre Pazartesi günü Osman hocamızın Hüsn-ü Hat, el yapımı ney ve Ebru eserlerinin, bizim ise okçuluk gereçlerimizin sergileneceği bir etkinlik olmalıydı, ancak programdaki son saniyedeki değişiklikle bu sergi de gösteri günü olan Salı’ya erteleniyor. E tabii ki grubumuz da boş durmuyor ve tekrardan yollara koyuluyoruz. Yeni istikamet: Taşkale.

Taşkale yolu üzerinde, Manazan mağaralarının ve Yeşildere vadisinin doğal güzelliğini seyre dalıyoruz. Bir gün önceki gezimizle, bir gün sonraki gezimiz, sanki ayrı gezegenlere yolculuk etmişçesine birbirlerinden farklı. İklim, bitki örtüsü ve yer şekilleri bu kadar kısa mesafede bu kadar çok değişebiliyormuş demek ki. Bu düşüncelerle yolumuza devam ederken, döndüğümüz virajın önümüze serdiği manzaraya hayran kalıyoruz. Burayı tasvir etmek gerekirse, artık pek çok kişinin yabancısı olmadığı Amerikan coğrafyasından bir örnek verebiliriz: Grand Canyon (Büyük Kanyon)! Neredeyse birebir aynı. Görülmesi gereken bir manzara.

Sonunda Taşkale’ye ulaşıyoruz. Burası bazı iddialara göre Mustafa Kemal Atatürk’ün hem anne, hem de baba tarafının Balkanlardan önceki yurdudur. Ancak iddia olmayan tek şey, vadi yamacına oyularak yapılmış belki yüzlerce ambardan (veya ev) oluşan ve bir arı kovanını andıran görüntüsü ve güzelliğiyle bizleri etkileyen yapıların gerçekliği. Vadinin yüzeyine oyulmuş, veya bulunan doğal oyuklara yapılmış olan ve ambar olarak kullanıldığı söylenen bu yapıların bir diğer ilginç özelliği ise ulaşımı. Yüksekliği kimi yerde 40-50 metreyi geçen bu ambarlara ulaşım, yine aynı yüzeye oyulmuş küçük oyuklara tutunarak ve basarak tırmanma yoluyla mümkün oluyor. Tabii ki grubumuzun birkaç hevesli üyesi bu yolla ambarlara tırmanmaya çalışsa da, sadece 2-3 metre tırmanabiliyorlar. Osman hocamızın belirttiği üzere, yerli halk bu duvarlara düz yolda yürüyormuşcasına tırmanabiliyormuş, ancak maalesef bir örnek görmemiz mümkün olmuyor. Güneşin yorgun argın batmaya başlamasıyla beraber hayran gözlerle veda ediyoruz Taşkale’ye. Ancak dönüş yolunda bir minibüs dolusu hevesli okçudan beklendiği üzere, boş bir arazi görünce dayanamıyor ve inip, bir iki saat uzun mesafe atışlarıyla kurtlarımızı döküyoruz. ;)

Pazartesi akşamı da gösteri hazırlıkları içerisinde koşturmayla geçiyor ve gecenin geç bir saatinde yorgun argın yatakların yolunu tutuyoruz.

** Günün dersi: Her yaşanılan günden bir ders çıkarmayıp onu doyasıya yaşamak, alınabilecek en büyük derstir. :)

16.04.2012 Salı

Büyük gün gelip çatıyor. Herkes sabahın erken saatlerinde kalkıp bayramlık kostümlerini kuşanıyor ve son gösteri hazırlıkları için Karaman kalesinin yolu tutuluyor. Gösteri için, neredeyse tamamen dümdüz olan Karaman şehrinin merkezindeki bir küçük tepeye kurulmuş olan Karaman kalesi belirlenmiş. Kalenin surlarından şehir manzarası ne kadar güzelse, kalenin içinin yapısı da bizim gösterimiz için bir o kadar elverişsiz. Hafif bir eğimi bulunan kale avlusuna amfi-tiyatro yapılmış ve sahne gösterimizin yalnızca ilk yarısını kaldırabilecek büyüklükte. Yine de grubumuz bu zorlukların da türlü yaratıcı fikirlerle üstesinden geliyor ve gösteri alanı hazırlanıyor. Etkinlik planına göre kaleye 600 metre uzaklıktaki Aktekke meydanından kaleye kortejde yürümemiz gerekiyor, dolayısıyla tam techizatlı ve tarihi kostümlü bir düzine okçu olarak, aceleyle meydana gidip yürüyüş öncesi yerlerimizi alıyoruz. Meydana ulaştığımız andan itibaren dikkatleri çekiyoruz. Protokolden askeri bandoya, gencinden yaşlısına tüm halkın ilgisi bize yöneliyor. Resmi konuşmalar ve askeri bandonun performansından sonra askeri bando önde, Tirendâz okçuları arkada, protokol de en arkada olmak üzere Karaman kalesine olan 600 metrelik yolu gösterişli bir şekilde katediyoruz.

Protokolün yerini almasıyla gösterimiz başlıyor. Evet sadece protokolün yerini almasıyla başlıyoruz, çünkü onların dışında pek seyircimiz olmuyor, Karaman çapında reklamımızın yapılmaması sebebiyle. Her şeye rağmen, yine altına Tirendâz imzasını gururla atabileceğimiz, kaliteli ve eğlenceli bir gösteri ortaya koyuyoruz. Gösteri sonrasında protokolden ve diğer seyircilerden çoğuna ok attırıyor, onlara geleneksel kültürün bir parçası olmanın zevkini ve gururunu tattırıyoruz.

Gösteri sonrasında bir kez daha Karaman İl Kültür ve Turizm Müdürü Cengiz Orta Bey’in misafirperverliğine mahcup oluyor, Karaman’ın en iyi lokantalarından birinde, gönlümüzce ağırlanıyoruz. Yediğimiz kuzu tandır ve künefelerin lezzetleri İstanbul’a döndüğümüzde bile aklımızdan çıkmıyor. :) Kendisine bu vesileyle tekrar teşekkür ediyoruz.

Yapılacak işimizin çok, zamanımızın ise az olduğunu fark edip, tekrardan yollara düşüyoruz. Bu sefer istikamet Karaman’a bir saat uzaklıktaki Karadağ! Bu yolculuk hepimizi heyecanlandırıyor, zira katılacağımız etkinlik birçoğumuz için bir ilk olmasının yanı sıra, belki de dünya çapında bir ilk: Karamanoğlu Mehmetbey Geleneksel Türk Okçuluğu Ormanının fidan dikim töreni. Bu orman, uzun araştırmalar sonucu, yay ve ok yapımı için tarihte kullanıldığına kanaat getirilen ağaçların fidanlarından oluşturuldu. Tören sonrasında, bu ormanın oluşturulmasında Osman hocamızla beraber emek harcayan ve bir hayalin gerçekleşmesini sağlayan İsmail Çelik Bey, geleneksel bir yay ile ok atarak ormanın açılışını yapıyor. Görevlilerin de yardımıyla tüm fidanları, aklımızda birbirinden farklı hayaller ve ümitlerle dikiyoruz. Türkiye’de nesli tükenmiş bir ağaca benzetebileceğimiz “Türk Okçuluğunu” canlandırma ve yaşatma çabasındaki grubumuz için bu fidan dikme etkinliğinin anlamı (hem çevresel, hem de mecazi olarak Türk Okçuluğu anlamında) çok büyük. Umarız hem diktiğimiz fidanlar, hem de Türk Okçuluğu; kök salar, sağlıklı bir şekilde büyür, yaygınlaşır ve nice faydalı ürünler verir.

** Günün dersi: Şu dünyada, artık bizim de bir dikili ağacımız var! :)

Tüm bu yaşananlardan sonra biraz yorgun, ama aklımızda birçok soru ve kalbimizde ondan da çok dost ile birlikte bu güzel Karaman şehrine veda ediyoruz. Eminim, herkes için unutulmaz bir gezi olmuştur ve yine eminim ki daha niceleri de olacaktır. Bu güzel hatıraları bize armağan eden, bir tek insanın emeğiyle ne kadar büyük işler başarabileceğini gösteren, bizimle en iyi şekilde ilgilenen Osman Gözel hocamıza ve bıkmadan usanmadan bizimle gezip, fotoğraflarımızı çeken Yunus Gözel’e; bizleri bu güzel şehirde ağırlamak nezaketini gösteren İl Kültür ve Turizm Müdürü Sayın Cengiz Orta’ya; önemi zaman içinde takdir görecek olan Geleneksel Türk Okçuluğu ormanının oluşturulmasında büyük payı olan İl Çevre ve Orman Müdürü Sayın İsmail Çelik’e; yolculuğumuz sırasında bizlere emekleri geçen herkese ve tabii ki varlıklarıyla bu geziyi anlamlı hale getiren Tirendâz grubumuzun üyelerine tüm kalbimizle sonsuz minnetlerimizi sunarız.

Seyahat ve gösterimizin fotoğraf albümüne buradan ulaşabilirsiniz:
Albüm

Karaman Valiliğinden sitesindeki haber:
http://www.karaman.gov.tr/default_B0.aspx?id=2629

Karamanoğlu Mehmetbey Geleneksel Türk Okçuluğu Ormanının fidan dikim haberi:
http://www.karamandan.com/karaman-haberleri/mansetler/item/18065-dunyanin-ilk-okculuk-ormani-karaman-da.html