Başparmak Çekişi




Dr. Murat Özveri
—————————————————————————————————————————

Bu makalenin yazarı, Dr. Günhan Börekçi’ye, Umdetü’l Mütenâsilîn’i bulup getirdiği ve metni okuma inceliği gösterdiği için içtenlikle teşekkür eder.

—————————————————————————————————————————

Yay, insanın kas kuvvetini potansiyel enerji olarak depolayan ve bunu bir oka kinetik enerji olarak aktaran basit bir makinadır. Yay enerjiyi esnek kollarının bükülmesiyle depolar. Yay kolları uçlarından birbirine bir kirişle bağlıdır ve ok bu kirişe tutturulur. Kiriş, yaydaki enerjiyi oka aktarır.

Yay ve okun insanlık tarihinin bir parçası olduğu 15.000 yıl öncesinden beri, kirişin çekilip bırakılması değişik kültürlerde farklı şekillerde yapılmıştır. Kirişin çekilip bırakılmasında uygulanan yöntem, yayın morfolojisine ve ok-yay kombinasyonundan istenen balistik performansa yahut saha etkinliğine bağlı gelişim göstermiş gibi görünmektedir.

Dünyanın farklı bölgelerinde kirişin/okun çekilip bırakılma metodları, 19. yy. sonlarında Edward Morse tarafından incelenip bir araya getirilmiştir[1] [2] Morse 37 yıl. arayla yazdığı iki eserinde, elbette başparmak çekişinden de bahseder. Ama kullandığı tâbir “Moğol Çekişi” (Mongolian Release) dir. Yazar bu çekiş tarzının “Mançu, Çin, Kore, Japon, Türk gibi “aynı kökenden ırkların” çekiş yöntemi olduğunu söylemekten de çekinmez. Hattâ bu çekişin Persler tarafından da uygulanıyor olmasını, Hint-Avrupa kültürünü kendine yakın hissettiğinden olsa gerek- gerekçelendirmeye çalışıyor havasındadır. Unutulmamalıdır ki, geç 19. ve erken 20. yüzyılda, Darwin’in “Türlerin Kökeni” adlı kitabının ardından oluşan entelektüel iklimde yeni felsefî akımlar yeşermektedir. Bir tür veya ırkın doğuştan gelen özellikleri sebebiyle diğer tür veya ırklara göre üstün olduğu fikri, Avrupa aydınları arasında “Sosyal Darwincilik” gibi akımlarla kendine yer edinir. Bu düşünsel akımlarla beslenen “bilimsel” ortamda, ırka dayalı sınıflamalar sürpriz olmayacaktır.

Morse’dan üç çeyrek yüzyıl sonra okçuluk üzerine çalışan bilim adamları, Selçukluların ve Osmanlıların da kullanmış olduğu “Moğol Çekişi” yerine “Başparmak Çekişi” terimini önermişlerdir[3]. Bu öneri iki sebeple çok yerindedir. Birincisi, önceki terminoloji gibi ırkçı/ayrımcı argümanlara dayanmamaktadır. İkincisi, söz konusu çekiş Moğolar dışında bir çok millet, kavim ve ırk tarafından kullanılmıştır (Morse ikinci kitabında, bu çekişin neredeyse tamamen Asya ırklarına ait olduğunu söylerken de yanılıyordur).

Aslında bu yeni isimlendirme, diğer bir çok çekiş yönteminde de başparmağın kullanıldığı göz önüne alınırsa, tanımlama hassasiyeti bakımından tartışmaya açıktır. Yine de bu tâbir, kirişi tutmak için öncelikle başparmağın kullanıldığı, elin diğer parmaklarının bu tutuşu kuvvetlendirip desteklemek amacıyla özel bir şekilde kapatıldığı her türlü çekişi tanımlamak için uygundur. Elin sözü edilen şekilde kapatılmasına Türk okçuluk terminolojisinde”mandal” denir. Mandal ekolden ekole, hattâ aynı ekol içinde çeşitlilik gösterebilir.

Resim 1:

Mandal şekilleri ekolden ekole değiştiği gibi, aynı ekol içinde de çeşitlilik gösterebilmektedir. Resimde Osmanlı okçuluk risâlelerinde tarif edilen şekliyle mandal görülmektedir (Fotoğraf: Fuat Özveri).

Başparmak çekişi Mezopotamya ve Kuzey Afrika’da geliştirilmiş gibi görünmektedir[4]. Büyük uygarlıkların beşiği olmuş bu toprakların tarihinde, başparmak çekişinin gelişimini hazırlayan iki önemli faktör göze çarpar. Birincisi, savaşta ve avda mobiliteyi arttıran savaş arabaları, ikincisi bu arabaların üstünde ok atmak için ihtiyaç duyulan kısa, kuvvetli yayları yapmayı mümkün kılan kompozit yay teknolojisi.

Kompozit yaya ait ilk örneğin Asur dönemine ait bir mührün üzerindeki tasvir olduğu düşünülmektedir, ki bu mühür günümüzden 4200 yıl öncesine aittir[5]. Ahşap bir iskeletin bir tarafına tendon diğer tarafına boynuz kaplanarak yapılan kompozit yaylar, sadece ağaçtan yapılan yaylara göre daha fazla enerji depolarlar[6] . Bir özellikleri de boylarına göre çok uzun çekilebilmeleridir. Kısa boyları savaş arabası veya at üzerinde büyük manevra kâbiliyeti sağlar, ancak okçuyu iki sorunla karşı karşıya bırakır. Bunlardan biri, çekişin sonlarına doğru yay kolunun uç kısmıyla kiriş arasındaki açının genişleyip dik açıya yaklaşmasıyla çekiş kuvvetinin âni artışıdır. Okçunun bir “sıkışma” veya “tıkanma” gibi algıladığı bu durum, gelişen kompozit yay teknolojisiyle gelinen uçbükümlü yay (recurve) kolu tasarımıyla çözülmüştür[7].[8] Kısa yayların yol açtığı diğer sorun ise, kirişin tutulduğu noktada çekiş mesafesi uzadıkça kirişin meydana getirdiği dar açıdır. İnsan vücudunun imkân verdiği en uzun çekişlerde (yaklaşık 80 cm), uzun yaylarda bu açı belli bir değerin altına inmezken, kısa yaylarda iyice daralır. Bu da kirişi tutan parmaklara alttan ve üstten baskı yapar, onları sıkıştırır.

Kirişin tutulduğu noktada daralan kiriş açısının sebep olduğu sıkışma, kirişin tek bir noktadan tutulup çekilmesiyle çözülebilir[9]. Kuvvetli yaylarda bunu tek başına yapabilecek tek parmak başparmaktır ve başparmak çekişi, bu gereksinim sonucunda geliştirilmiş olabilir.

Başparmak çekişiyle ok atarken parmağa bir yüzük takılır[10]. Bir çok kaynakta bu “okçu yüzüğü”nün başparmağı kirişten korumak ve çekişi kolaylaştırmak için olduğunu, ama en iyisinin hiç yüzük kullanmadan atış yapmak olduğu yazılıdır. Benim kişisel kanaatim, yüzükle ve yüzüksüz atışlarda pratikte ayırd edilebilen farklar olduğu, özellikle sert malzemeden imâl edilmiş yüzüklerin atış hassasiyeti ve hızına olumlu katkılar yaptığıdır. Ancak bu görüş, bilimsel çalışmalarla desteklenmediği (veya çürütülmediği) sürece, subjektif bir kanaatten başka bir şey değildir.


Resim 2 ve 3: Kısa ve uzun yaylar için türlerinin tipik örnekleri: Osmanlı menzil yayında (yukarıda), kirişin tutulduğu noktada daralan kiriş açısı belirgin bir şekilde görülüyor. İngiliz uzun yayının (altta) kirişi ise, aynı noktada hâlâ üç parmağın yerleştirilebileceği kadar geniş bir açı oluşturuyor (Alttaki resim için Steve Stratton’a teşekkürler).

Hitit ve Mısır gibi uygarlıklar, M.Ö. 13. yy’da savaş arabası ve kompozit yayı etkili bir şekilde kombine ederek, daha sonraki yüzyıllarda Orta Asya bozkırlarının atlı okçuluğun temellerini atmış oldular. Ancak atlı okçuluğun gelişmesi, atın binek hayvanı olarak kullanılması ve metal üzenginin icâdıyla mümkün olacaktı[11]

Başparmak çekişinin getirdiği yararlar, kısa yayların uzun çekişlerle kullanılmasını kolaylaştırmanın ötesindedir. Bir kısmı da doğrudan yayın at üzerinde kullanımıyla ilgili olan bu avantajlar şöyle sıralanabilir:

Resim. 4 ve 5: Zihgîrler tarih boyunca fildişi, kemik, yarı kıymetli taşlar, metal gibi bir çok malzemeden yapılmıştır. Ordularda köseleden zihgîrler kullanıldığına dair kayıt varsa da elde hiç örnek yoktur.

1-Atış sırasında ok gövdesindeki bükülme, diğer kiriş bırakma yöntemleriyle karşılaştırıldığında daha azdır. Atış sırasında ok gövdesinin bükülmesi, kiriş elden kurtulurken kendi eksenine dik düzlemde rotatif (döner) bir hareket yapmasının sonucudur. Okun ucu ağır olduğundan, kiriş gövdenin arka kısmını itmeye başladığında, atâlet sebebiyle okun başı yerinde kalma eğilimi gösterir. Bu basit Fizik olayı, hepimizin günlük hayatta deneyimlediği bir şeydir. Meselâ bir otomobil hızlı kalkış yaptığında oturduğumuz koltuğa yapışmamız bundandır. İşte bu atâlete kirişin yaptığı döner hareket de eklenince, ok gövdesi bir yandan ileri doğru hareketine başlarken, bir yandan da bükülmeye başlar. Sonra eski haline dönmek üzere karşıt yöne doğru bükülür ve sonra tekrar diğer tarafa bükülür. Okun hâlâ kirişe takılıyken yaptığı bu yılankâvi hareket ancak hızlı kamerayla görüntülenebilir, ama pratik sonuçları her okçunun mâlûmudur. Okçuların kendi yaylarına ve çekiş mesafelerine uygun esneme değerinde ok kullanması zorunluluğu bundandır[12]. Ok bu bükülme hereketiyle yay kabzasının kenarından, kabzaya asgârî temasla geçer. İdeal olarak, okun yelekleri yaya temas etmemelidir.

Ok yaydan çıktıktan sonra da bir süre devam eden bu “salınım”bir amaca daha hizmet eder. Ok kirişe takılıyken, yay kabzasının genişliği sebebiyle okun ucu dışarıya doğru bakmaktadır. Okçunun gözünden hedefe doğru hayâlî bir çizgi çekildiğinde, okun doğrultusu bu çizgiyle dar bir açı yaparak dışarı doğru bakmaktadır. Ok gövdesinin yılankâvi hareketi sayesinde ok bu hayâlî çizgiye yerleşir ve okçunun baktığı yöne uçar. “Okçu Paradoksu” denilen bu fenomen, okun nişan hattı üzerine oturması için gereklidir. Ayrıca ok gövdesinin bükülmesi, okun ileri hareketi için kullanacağı enerjiyi emmesini sağlar[13]. Ne var ki, ok yaydan çıktıktan sonra da azalarak devam eden bu salınım, okun taşıdığı kinetik enerjinin bir miktar kaybında da sebep olmaktadır.

İşte başparmak/zihgîrle bırakışta ok gövdesindeki bükülme daha az olmakta, böylece –en azından teoride-daha yüksek çıkış hızları elde edilebilmektedir. Ok gövdesinin esneme değerinin (spine) yaya uygun olma zorunluluğu tamamen ortadan kalkmasa da zihgîrle bırakışta daha geniş bir esneme değeri aralığında ok kullanabilme olanağı doğar. Bu sonuncusu, savaş alanlarında bazı pratik yararlar sağlar. Düşmanın oklarının cephâne olarak kullanılması gerektiğinde, yaya “yabancı” bu oklar daha isabetli atılabilir.

2- Başparmak bırakışında okçu paradoksunun yönü, Batılı sistemlerdeki üç parmak (Akdeniz çekişi) veya iki parmak (Flaman çekişi)çekiş tekniklerine göre zıt yöndedir. Bunun doğal bir sonucu olarak, başparmakla atış yapan okçu okunu yayın “diğer” tarafına koyar. Bu taraf, sağ gözü baskın (yayı sol elinde tutan) okçular için yayın sağ tarafıdır. Okun sağ tarafa yerleştirilmesinin sahada bazı avantajları vardır ki, şüphesiz Türk ve Türkî toplumların savaş ve avdaki başarılarının açıklar niteliktedir.

Savaşta ve avda ok atarken okçu stres altında hızlı ve isabetli atış yapmak zorundadır. Okun sağ taraftan gezlenmesi (oku yayın kirişine yerleştirilmesi) daha hızlıdır, çünkü yayı aşağı indirip sağa eğmek gerekmez.. Üstelik okun tirkeşten alınıp yaya getirilmesi sürecinde, okun ucu yay kirişinin çok uzağından geçer. Böylece, çatışma stresi altında keskin savaş/av uçlarının yanlışlıkla yayın kirişini kesmesi riski ortadan kalkar.

Gezleme hızı; ikinci, üçüncü ve hattâ dördüncü oklar sağ elin parmakları arasında tutularak arttırılabilir. Kiriş çekme işini asıl üstlenen parmak başparmak olduğundan ve mandalı oluşturmak için buna sadece işaret parmağı ilâvesi yettiğinden, sağ elin orta-yüzük ve yüzük-serçe parmakları arasına ok yerleştirilebilir.

Böylece elin her ok için tek tek tirkeşe gitme gerekliliği ortadan kalkar, üst üste daha hızlı ok atmak mümkün olur. Tarihî kayıtlarda Türklerin atış hızından sıklıkla bahsedilmektedir. Genellikle “dakikada 20 ok” olarak tanımlanan bu atış hızı, 10 saniyede 3 oka tekâbül etmektedir. Gerek Selçuklu tasvirlerinde[14] gerek Osmanlı furusiyye risâlelerinde[15] ve gerekse Arap okçuluğuyla ilgili eserlerde[16] bu teknikle ok gezlemeye dair kanıtlara rastlanmaktadır. Namlu gerisinden doldurulan ateşli silahların icâdından önce bu atış hızı inanılmaz derecede yüksektir ve özellikle at üzerinde savaş becerisiyle bir araya geldiğinde, karşısında durulması zor bir güç haline gelmektedir. Tarihî kayıtlardan açıkça anlaşıldığı üzere, savaş alanlarında Türklerle karşılan ordular, Türklerin ok atış hızı karşısında dehşete düşmüşlerdir[17] [18].[19] [20]

Resim 6:

Akdeniz Çekişinde okçu paradoksu” nun şematik gösterimi (Resim “Okçuluk Hakkında Merak Ettiğiniz Her Şey”den alınmıştır).

Resim 7:

Başparmak çekişinde ok yayın sağına yerleştirilir. Bu, okun hızlı gezlenmesinde büyük avantajlar sağlar (Fotoğraf: Fuat Özveri)..

3- Atış sürecinde okun stabilizasyonu: Akdeniz ve Flaman çekiş tekniklerinde[21], yayın soluna yerleştirilen ok yumruğun üstünde durur. Çekiş-bırakış sürecinde okun buradan düşmemesi için yayın hafifçe sağa yatık tutulması gerekir. At üzerinde dörtnala giderken, okun burada stabil kalması daha da zorlaşır. Bu iki teknikle at üzerinden ok atmak mümkün olmakla beraber, oku yerinde tutmak için sağ elin geze uyguladığı baskı, atış dinamiğini bozabilir. Oysa başparmak çekişinde, mandal yaparken başparmağın üzerine kapanarak tutuşu kilitleyen işaret parmak ok gövdesine dış tarafından dayanır. Bu şekilde; at üzerinde sarsılarak giderken, hareketli hedeflere atış yaparken veya okçunun vücut pozisyonunu bozan durumlarda isabetli ok atmak mümkün olur. Bu sonuncusuna verilecek en güzel örnek, Bizans kaynaklarında anlatılan bir olaydır. İmparator Manuel Komnenos Türklerle girdiği bir çatışmada, bir Selçuklu askerini atından düşürmeyi başarır. Ancak Türk atından düşerken bir ok atar ve imparatoru ayağından vurur[22].

Başparmakla yapılan atışta okun atış süreci boyunca stabil kalması, Doğu okçuluk ekolleriyle özdeşleşmiş iki tekniğin uygulanmasında da kolaylık sağlar. Bunlardan biri meşhur “Part atışı”dır. M.Ö. 3. yüzyılda günümüz İran’ının kuzeydoğusunda bir devlet kuran ve bir Hint-Avrupa dili konuşan Partlar’a atfedilen bu teknikte, atın üzerinde geriye dönerek atış yapılır. Bu atış şekli adını Partlar’dan aldıysa da bunun tarihteki en iyi uygulayıcılarının Türkler olduğu konusunda bir çok uzman hemfikirdir. Türklerin tipik “sahte geri çekilme” stratejilerinin ayrılmaz bir parçası olan Part atışı, Türklerin kaçtığını sanıp peşine takılan düşmanı hezimete uğratıyordu. Bu tekniğin sıradışı askerî becerilerle ilişkilendirildiğini, Eski Türklerde savaşçıların miğferlerini şahin tüyüyle süslemelerine ancak at üzerinde geriye doğru isabetli atış yapabildiklerinde izin verilmesinden anlayabiliriz..[23]

Part atışı yapabilmek için tek yol başparmak çekişi değildir; Akdeniz veya Flaman çekişleriyle de Part atışı yapılabilir. Ancak diğer bir sıradışı atış tekniği, “carmakî”, mutlaka başparmak çekişi gerektirir.

Bu ilginç atış şeklinde, kiriş başın arkasından enseye çekilir ve bırakılır. Burada hedef, ayakta duran okçunun sol ayağının topuğunun yanındadır. Kaynaklarda, bu tekniğin başlıca kullanımının arslan avında olduğundan bahsedilmektedir[24]. Arslan gibi yırtıcıların avlanmasında avın avcıya saldırması sık görülen olaylardandır. Bu açıklama, av hayvanlarının sürülerek bir çember içinde toplandığı ve suvarilerin atla çemberin içine girerek hayvanları vurduğu Asya-Doğu tarzı avcılık tarzı düşünüldüğünde daha da anlam kazanmaktadır. Carmakî, bir duvarın dibinde, bir kuyu ya da sarnıcın içindeki düşmana atış yaparken de uyugulanır. Askerî amaçlı bir diğer kullanımının da suvarinin düşman piyadenin arasında sıkışması, düşmanın sol arka tarafta, ata çok yakın pozisyonda kaldığı durumlarda olduğu açıktır. Suvarinin sol arkası en zayıf noktasıdır. Buradaki bir hedefe kılıç, gürz gibi yakın dövüş silahlarıyla saldıramaz; en azından zayıf elini kullanmadan ve atını yaralamayı göze almadan bunu yapamaz. Her şeyin saniyeler içinde cereyan ettiği yakın dövüşte, atlı okçunun bu zayıf tarafındaki düşmanın mızrak veya kılıcına hedef olmadan ok atabilmesi ancak bu atış yöntemiyle mümkündür. Carmakî, ancak başparmak çekişiyle gerçekleştirilebilir.

Resim :8

Beyşehir’deki Kubad Âbad Sarayı arkeolojik kazılarında bulunan çinilerin birinde, Türk hızlı ok gezleme tekniğinin muhteşem tasvirlerinden biri (13. yüzyıl).

Resim: 9

Sağ elde tutulan oklarla yayın sağdan ve hızlı gezlenmesi (Fotoğraf: Fuat Özveri)

Başparmak çekişi, yay tutan kolu kiriş çarpmasından korumak için kolçak takma ihtiyacını da ortadan kaldırır. Bunun sebebebi yine okçu paradoksunun yönüdür. Doğu’nun savaşçısı kılıç  kullanan kolunun bileğini korumak için kolçak takıyordu, ama yay tutan kolu için böyle bir korumaya ihtiyacı olmamalıydı.

Savaş tekniklerinin gelişmesi, ortaya çıktıkları coğrafya, tarihî kesit, askerî ve siyâsî konjonktür, silahlar ve saha ihtiyaçları gibi bir çok faktöre bağlıdır. Bu sebeple, bir tekniğin diğerine göre üstün veya yetersiz olduğunu söylemek, en masum haliyle akıl dışıdır. Başparmak çekişi, bu tekniği kullanan insanları ihtiyaçları doğrultusunda gelişmiş ve bu ihtiyaçlara en iyi şekilde cevap vermiştir.

Resim 10:

1068’de yapılan Doboka Savaşı’na ait bir tasvirde Part atışı yapan Kun savaşçısı (Resim için Zoltan Forray’a teşekkürler)

Resim 11 ve 12 : Carmakî, ancak başparmak çekişiyle uygulanabilecek bir tekniktir. Duvar ya da kuyu diplerineki düşmana, atlı okçuya sol-arka taraftan yaklaşan piyadeye veya yırtıcı hayvan avlarında atın arkasından saldırıp asılan arslan gibi hayvanlara ok atmak için geliştirilmiştir.


[1] Morse, E.S., Ancient and Modern Methods of Arrow Release, Bulletin of the Essex Institute Vol. XVII. Oct.-Dec. 1885

[2] Morse, E.S., Additional Notes on Arrow Release, Peabody Museum, Salem, Massachusetts, 1922.

[3] Koppedrayer, K., Kay’s Thumbring Book, Blue Vase Press, 2002.

[4] Koppedrayer, K., A.g.e.

[5] Gray, D., Bows of the World, The Lyons Press, 2002.

[6] Cotterell, B., Kamminga, J., Endüstri Öncesi Teknolojilerin Mekaniği, Literatür Yayıncılık, 2002.

[7] Mısırlılarda ve Hititlerde rastlanan erken dönem kompozit yaylar düz kollu olmalarının yanında, refleks (dışabükümlü) profile sahip geç dönem kuzenlerinin tersine defleks (içebükümlü) profilliydiler.

[8] Özveri, M., Okçuluk hakkında Merak Ettiğiniz Her Şey, 2006.

[9] Modern makaralı yaylar (compound bow) da çok kısa olduklarından, kirişe bir noktadan tutunan mekanik çeneler (mechanical release aid) vasıtasıyla çekilirler.

[10] Bu yüzük için Osmanlılar Farsça’dan aldıkları ve “kiriş çeken” anlamına gelen “zehgîr” (veya “zihgîr) tâbirini kullanmışlardır. “Şast” (veya “şest”) kelimesi de (yine Farsça’dır ve “başparmak” anlamına gelir) eşanlamlı olarak, özellikle de tekke okçuları tarafından kullanılmıştır. Daha eski Türk kaynaklarında “küştüvân”, “engüştvâne” gibi terimlere de rastlanmaktadır.

[11] At uzun zaman koşum hayvanı olarak savaş arabalarına koşuldu. Binek olarak kullanılmaya başladıktan sonra koşum takımları gelişim gösterdi. Özellikle, erken dönemde muhtemelen deriden mamûl bir kayıştan ibaret olan üzenginin yerini metal üzengi aldı. Avarlar’a atfedilen bu icad sayesinde, at sırtında uzun mesafeler katetmek ve etkin bir biçimde savaşmak mümkün oldu.

[12] Özveri, M., A.g.e.

[13] Cotterell B., Kamminga, J., A.g.e.

[14] Özveri, M., Özveri, M., Turkish Archery, Technique and Tackle, Bow International, Ed. Number: 45

[15] Yazarı meçhul risâle, Umdetü’l Mütenâsilîn, Eyup Hüsrevpasha Kütüphanesi, 1402-1411

[16] Faris, N.,A., Elmer, R.P., Arab Archery, An Arabic Manuscript of About A.D. 1500: A Book on the Excellence Of The Bow And Arrow And The Description Thereof, Princeton University Press, 1945.

[17] Nicolle, D., Birinci Haçlı Seferi 1096-99, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2010.

[18] Kesik, M., Türkiye Selçukluları’nda Savaş Geleneği Hile ve Taktikleri, İçinde: Emecen, F. M. (ed.), Eskiçağ’dan Modern Çağ’a Ordular-Oluşum, Teşkilât ve İşlev, 245-266, Kitabevi, 2008.

[19] Owen, C. W. C.,  Ok, Balta ve Mancınık, Ortaçağ’da Savaş Sanatı 378-1515, Kitabevi, 2002.

[20] Özveri, M., Malazgirt Savaşı ve Selçuklu Okçuluğu, www.tirendaz.com

[21] Akdeniz çekişi kirişin işaret, orta ve yüzük parmakla tutulup bırakıldığı, okun işaret parmakl orta parmak arasında durduğu tekniktir. Flaman çekişinde, işaret ve orta parmak kullanılır.

[22] Kesik, M., A.g.e.

[23] Türk ve İran kültürlerinde silahların süslenmesiyle savaşçının sosyal sınıf, beceri ve deneyiminin ilişkisi vardır.

[24] Latham, J. D., Paterson W. F., Saracen Archery, Holland Press, London 1970

© Murat Özveri